Murat
New member
Ama aynı evde yemek hazırlama, çocukların beslenmesi, yaşlıların ihtiyaçları ve yiyeceğin paylaşılması gibi ilişkisel sorumlulukları üstlenen bir kadın için mesele yalnızca “kaç kalori?” değildi.
Dolayısıyla aynı sofrada oturan iki insan, yemek üzerinden tamamen farklı problemlerle uğraşıyor olabilirdi.
Üstelik çeşitlilik çok büyüktü. Zengin bir şehirli kadınla kırsalda yaşayan bir kadın, genç bir erkekle yaşlı bir erkek veya ağır iş yapan bir zanaatkârla saray mensubunun yemek düzenini tek kalıba sokmak mümkün değil.
Tarihte insanları cinsiyetlerinden çok yaşadıkları koşullar, ekonomik durumları, işleri ve içinde bulundukları toplum üzerinden düşünmek çoğu zaman daha açıklayıcı.
Bir Keşiş Günde Kaç Kez Yemek Yerdi? İşte Burada Mevsim Bile Devreye Giriyor
Yemek düzeninin ne kadar değişken olabileceğini gösteren ilginç örneklerden biri Orta Çağ manastırları.
Danimarka'daki Sistersiyen manastırları üzerine yapılan bir araştırmada keşişlerin yaz yarısında günde iki öğün, kışın ise bazı dönemlerde günde yalnızca bir öğün yediği belirtiliyor. Genç ve ağır iş yapan keşişlerle yardımcı çalışanlara hafif bir sabah öğünü için ek imkanlar da sağlanabiliyordu. Tidsskrift
Düşünün:
Bugün “Kahvaltı yapmadan evden çıkamam” diyen bir insan var.
Bir de yüzyıllar önce “Kış geldi, bugün tek öğün” diyen keşiş var.
İki insanın aynı gezegende yaşadığına inanmak bile biraz tuhaf.
Fakat bunun arkasında çok somut sebepler bulunuyordu. Gün ışığı, çalışma düzeni, dini kurallar, yiyecek kaynakları ve mevsimsel koşullar yemek saatlerini doğrudan etkileyebiliyordu.
Tek Öğünle Yaşamak Herkes İçin Aynı Şey Değildi
Burada önemli bir noktayı kaçırmamak gerekiyor.
“Eskiden insanlar az öğün yiyordu” demek, “eskiden insanlar daha sağlıklıydı” anlamına gelmez.
Tarihteki öğün sayısını modern beslenme tavsiyesi gibi değerlendirmek büyük bir hata olur.
Çünkü geçmişte insanların yiyeceğe erişimi, gıdanın çeşitliliği, saklama koşulları, enfeksiyonlar, ağır fiziksel çalışma ve ekonomik eşitsizlikler bugünden çok farklıydı.
Örneğin Bizans dünyasına ilişkin araştırmalarda normal öğün sayısının çoğunlukla iki civarında olabileceği, ancak farklı gruplarda ve kurumlarda bunun değiştiği görülüyor. Bazı manastırlarda üç öğün yemek mümkünken bazı yerlerde yalnızca bir öğün uygulanabiliyordu. ResearchGate
Demek ki “eski insanlar şöyle beslenirdi” cümlesini duyduğumuzda hemen frene basmak gerekiyor.
Hangi insanlar? Nerede? Hangi yüzyılda? Hangi sosyal sınıfta? Hangi mevsimde?
Tarihçi için asıl eğlence burada başlıyor.
Üç Öğün Ne Zaman “Normal” Hale Geldi?
Bugünkü üç öğün düzeninin kökleri tek bir güne veya tek bir medeniyete bağlanamaz.
Avrupa'da erken modern dönemde bile iki öğün düzeninin önemli ölçüde devam ettiği görülüyor. Öğünlerin saatleri zaman içerisinde değişti ve modern dönemde üç öğün düzeni giderek daha yaygın bir standart haline geldi. Vikipedi
Bunda çalışma hayatının dönüşmesi, şehirleşme, sanayileşme, sosyal alışkanlıklar ve zamanın daha kesin biçimde düzenlenmesi gibi birçok faktörün rolü vardı.
Başka bir deyişle bugün sabah 08.00'de kahvaltı, 13.00'te öğle yemeği, 19.00'da akşam yemeği yememiz insan biyolojisinin binlerce yıllık değişmez programı değil.
Bir ölçüde toplumun zaman çizelgesidir.
Saatlerimiz değişti.
Çalışma biçimimiz değişti.
Mutfaklarımız değişti.
Yiyeceklerin saklanma biçimi değişti.
Dolayısıyla sofraya oturma biçimimizin değişmesi şaşırtıcı değil.
Asıl İlginç Soru: İnsanlar Acıktıkları İçin mi, Saat Geldiği İçin mi Yemeye Başladı?
Bence tarihin yemek meselesindeki en ilginç taraflarından biri burada.
Bugün çoğumuz “Saat 12 oldu, yemek yemeliyim” diyoruz.
Ama geçmişte güneşin doğuşu, gün ışığının süresi, işin başlangıcı, hayvanların sağılması, tarladaki işlerin yoğunluğu veya dini ritüeller yemek saatini belirleyebiliyordu.
Yani saat henüz icat edilmeden önce de insanlar yemek yiyordu.
Belki de yemek düzenimiz sandığımız kadar biyolojik değil; önemli ölçüde kültürel bir zamanlama sistemi.
Şunu düşünün:
Saatiniz olmasaydı öğle yemeği vaktinin geldiğini nasıl anlardınız?
Mideniz mi söylerdi?
Güneş mi?
İş arkadaşınız mı?
Evde yemek kokusu mu?
Muhtemelen hepsi.
Forumun En Tartışmalı Sorusu: Siz Geçmişte Yaşasaydınız Kaç Öğünle İdare Ederdiniz?
Benim burada en ilginç bulduğum şey “Eskiden kaç öğün vardı?” sorusunun aslında başka bir soruya dönüşmesi:
Biz neden günde üç kez yemek yiyoruz?
Çünkü gerçekten acıktığımız için mi?
Çalışma düzenimiz öyle gerektirdiği için mi?
Aileyle aynı sofrada buluşmak istediğimiz için mi?
Yoksa çocukluktan beri böyle öğrendiğimiz için mi?
Belki de yemek sadece enerji almak değil.
Bir ailenin akşam aynı masada buluşması, iki arkadaşın öğle yemeğinde dertleşmesi, çalışanların birlikte mola vermesi veya birinin “Sen daha yemedin mi?” diye sorması, yemeğin sosyal tarafını gösteriyor.
Bu nedenle geçmişteki yemek düzenini yalnızca “günde iki mi, üç mü?” diye değerlendirmek biraz eksik kalıyor.
Yemek aynı zamanda zamanı paylaşma biçimi.
Sonuç: Eskiden İnsanlar Kaç Öğün Yerdi?
Tek bir cevap yok.
Antik Yunan'da dönemlere göre farklı öğün düzenleri vardı. Roma'da üç farklı öğünün adı ve karşılığı bulunabiliyor, ancak bunların önemi zaman içerisinde değişiyordu. OUP Academic+1
Orta Çağ Avrupa'sında ise iki ana öğün yaygın görünürken çalışanlar ve bazı diğer gruplar sabah öğünü veya gün içi küçük yiyecekler tüketebiliyordu. Vikipedi+1
Manastırlarda bile mevsime, kurallara ve iş yüküne göre öğün sayısı değişebiliyordu. Tidsskrift
Dolayısıyla tarih bize şunu söylüyor:
İnsanlar her zaman bizim bugün yaptığımız gibi kahvaltı-öğle-akşam şeklinde yaşamıyordu.
Hatta modern yemek düzenine biraz dışarıdan bakınca ilginç bir şey fark ediyoruz. Biz geçmişte yaşayan insanların “tuhaf” yemek alışkanlıklarını merak ediyoruz ama birkaç yüz yıl sonra birileri bizim gece yarısı atıştırmalarımızı, ofiste bilgisayar başında sandviç yememizi ve “Kahvaltı etmeden güne başlayamam” tartışmalarımızı okuyup muhtemelen kahkahayı basacak.
Belki de tarihin en komik tarafı bu:
İnsan değişiyor, yemek değişiyor, saatler değişiyor; ama “Bugün ne yiyeceğiz?” sorusu hiçbir dönemde emekli olmuyor.
Dolayısıyla aynı sofrada oturan iki insan, yemek üzerinden tamamen farklı problemlerle uğraşıyor olabilirdi.
Üstelik çeşitlilik çok büyüktü. Zengin bir şehirli kadınla kırsalda yaşayan bir kadın, genç bir erkekle yaşlı bir erkek veya ağır iş yapan bir zanaatkârla saray mensubunun yemek düzenini tek kalıba sokmak mümkün değil.
Tarihte insanları cinsiyetlerinden çok yaşadıkları koşullar, ekonomik durumları, işleri ve içinde bulundukları toplum üzerinden düşünmek çoğu zaman daha açıklayıcı.
Bir Keşiş Günde Kaç Kez Yemek Yerdi? İşte Burada Mevsim Bile Devreye Giriyor
Yemek düzeninin ne kadar değişken olabileceğini gösteren ilginç örneklerden biri Orta Çağ manastırları.
Danimarka'daki Sistersiyen manastırları üzerine yapılan bir araştırmada keşişlerin yaz yarısında günde iki öğün, kışın ise bazı dönemlerde günde yalnızca bir öğün yediği belirtiliyor. Genç ve ağır iş yapan keşişlerle yardımcı çalışanlara hafif bir sabah öğünü için ek imkanlar da sağlanabiliyordu. Tidsskrift
Düşünün:
Bugün “Kahvaltı yapmadan evden çıkamam” diyen bir insan var.
Bir de yüzyıllar önce “Kış geldi, bugün tek öğün” diyen keşiş var.
İki insanın aynı gezegende yaşadığına inanmak bile biraz tuhaf.
Fakat bunun arkasında çok somut sebepler bulunuyordu. Gün ışığı, çalışma düzeni, dini kurallar, yiyecek kaynakları ve mevsimsel koşullar yemek saatlerini doğrudan etkileyebiliyordu.
Tek Öğünle Yaşamak Herkes İçin Aynı Şey Değildi
Burada önemli bir noktayı kaçırmamak gerekiyor.
“Eskiden insanlar az öğün yiyordu” demek, “eskiden insanlar daha sağlıklıydı” anlamına gelmez.
Tarihteki öğün sayısını modern beslenme tavsiyesi gibi değerlendirmek büyük bir hata olur.
Çünkü geçmişte insanların yiyeceğe erişimi, gıdanın çeşitliliği, saklama koşulları, enfeksiyonlar, ağır fiziksel çalışma ve ekonomik eşitsizlikler bugünden çok farklıydı.
Örneğin Bizans dünyasına ilişkin araştırmalarda normal öğün sayısının çoğunlukla iki civarında olabileceği, ancak farklı gruplarda ve kurumlarda bunun değiştiği görülüyor. Bazı manastırlarda üç öğün yemek mümkünken bazı yerlerde yalnızca bir öğün uygulanabiliyordu. ResearchGate
Demek ki “eski insanlar şöyle beslenirdi” cümlesini duyduğumuzda hemen frene basmak gerekiyor.
Hangi insanlar? Nerede? Hangi yüzyılda? Hangi sosyal sınıfta? Hangi mevsimde?
Tarihçi için asıl eğlence burada başlıyor.
Üç Öğün Ne Zaman “Normal” Hale Geldi?
Bugünkü üç öğün düzeninin kökleri tek bir güne veya tek bir medeniyete bağlanamaz.
Avrupa'da erken modern dönemde bile iki öğün düzeninin önemli ölçüde devam ettiği görülüyor. Öğünlerin saatleri zaman içerisinde değişti ve modern dönemde üç öğün düzeni giderek daha yaygın bir standart haline geldi. Vikipedi
Bunda çalışma hayatının dönüşmesi, şehirleşme, sanayileşme, sosyal alışkanlıklar ve zamanın daha kesin biçimde düzenlenmesi gibi birçok faktörün rolü vardı.
Başka bir deyişle bugün sabah 08.00'de kahvaltı, 13.00'te öğle yemeği, 19.00'da akşam yemeği yememiz insan biyolojisinin binlerce yıllık değişmez programı değil.
Bir ölçüde toplumun zaman çizelgesidir.
Saatlerimiz değişti.
Çalışma biçimimiz değişti.
Mutfaklarımız değişti.
Yiyeceklerin saklanma biçimi değişti.
Dolayısıyla sofraya oturma biçimimizin değişmesi şaşırtıcı değil.
Asıl İlginç Soru: İnsanlar Acıktıkları İçin mi, Saat Geldiği İçin mi Yemeye Başladı?
Bence tarihin yemek meselesindeki en ilginç taraflarından biri burada.
Bugün çoğumuz “Saat 12 oldu, yemek yemeliyim” diyoruz.
Ama geçmişte güneşin doğuşu, gün ışığının süresi, işin başlangıcı, hayvanların sağılması, tarladaki işlerin yoğunluğu veya dini ritüeller yemek saatini belirleyebiliyordu.
Yani saat henüz icat edilmeden önce de insanlar yemek yiyordu.
Belki de yemek düzenimiz sandığımız kadar biyolojik değil; önemli ölçüde kültürel bir zamanlama sistemi.
Şunu düşünün:
Saatiniz olmasaydı öğle yemeği vaktinin geldiğini nasıl anlardınız?
Mideniz mi söylerdi?
Güneş mi?
İş arkadaşınız mı?
Evde yemek kokusu mu?
Muhtemelen hepsi.
Forumun En Tartışmalı Sorusu: Siz Geçmişte Yaşasaydınız Kaç Öğünle İdare Ederdiniz?
Benim burada en ilginç bulduğum şey “Eskiden kaç öğün vardı?” sorusunun aslında başka bir soruya dönüşmesi:
Biz neden günde üç kez yemek yiyoruz?
Çünkü gerçekten acıktığımız için mi?
Çalışma düzenimiz öyle gerektirdiği için mi?
Aileyle aynı sofrada buluşmak istediğimiz için mi?
Yoksa çocukluktan beri böyle öğrendiğimiz için mi?
Belki de yemek sadece enerji almak değil.
Bir ailenin akşam aynı masada buluşması, iki arkadaşın öğle yemeğinde dertleşmesi, çalışanların birlikte mola vermesi veya birinin “Sen daha yemedin mi?” diye sorması, yemeğin sosyal tarafını gösteriyor.
Bu nedenle geçmişteki yemek düzenini yalnızca “günde iki mi, üç mü?” diye değerlendirmek biraz eksik kalıyor.
Yemek aynı zamanda zamanı paylaşma biçimi.
Sonuç: Eskiden İnsanlar Kaç Öğün Yerdi?
Tek bir cevap yok.
Antik Yunan'da dönemlere göre farklı öğün düzenleri vardı. Roma'da üç farklı öğünün adı ve karşılığı bulunabiliyor, ancak bunların önemi zaman içerisinde değişiyordu. OUP Academic+1
Orta Çağ Avrupa'sında ise iki ana öğün yaygın görünürken çalışanlar ve bazı diğer gruplar sabah öğünü veya gün içi küçük yiyecekler tüketebiliyordu. Vikipedi+1
Manastırlarda bile mevsime, kurallara ve iş yüküne göre öğün sayısı değişebiliyordu. Tidsskrift
Dolayısıyla tarih bize şunu söylüyor:
İnsanlar her zaman bizim bugün yaptığımız gibi kahvaltı-öğle-akşam şeklinde yaşamıyordu.
Hatta modern yemek düzenine biraz dışarıdan bakınca ilginç bir şey fark ediyoruz. Biz geçmişte yaşayan insanların “tuhaf” yemek alışkanlıklarını merak ediyoruz ama birkaç yüz yıl sonra birileri bizim gece yarısı atıştırmalarımızı, ofiste bilgisayar başında sandviç yememizi ve “Kahvaltı etmeden güne başlayamam” tartışmalarımızı okuyup muhtemelen kahkahayı basacak.
Belki de tarihin en komik tarafı bu:
İnsan değişiyor, yemek değişiyor, saatler değişiyor; ama “Bugün ne yiyeceğiz?” sorusu hiçbir dönemde emekli olmuyor.